Esnaf Kurye Sistemi Nedir

Esnaf Motosikletli Kurye Sistemi “A New Age Now Begins”

Motorlu Esnaf Kurye Sisteminin şirketler tarafından büyük bir hızla tercih edilmeye başladığı günleri yaşamaktayız. İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde geçmişi daha eski olan motorlu esnaf kurye sistemi, işletmelere sunduğu özgürlük alanı ve avantajlar sayesinde büyüyen lojistik ve motorlu kurye sektörü ve sektöre olan talebin artmasıyla Anadolu’ya ve klasik tip kurye çalıştıran iş yerlerine yayılmaya devam ediyor. Peki nedir bu esnaf kurye sistemi? Neden şirketler motorlu kurye filolarını bu şekilde bir çalışma modeline kaydırıyorlar. Sektörün içinden bir eski çalışan olarak esnaf motorlu kurye gerçeğini, ülkedeki işsizliğin geldiği boyutla bağlantısını ve devletin gençlere ticarete atılsınlar diye sunduğu bir takım hakların özel sektör tarafından nasıl sömürüldüğünü açıklamaya çalışacağım.

Esnaf kurye sistemi, geçmişte ilk olarak özel/vip kurye/kargo hizmeti veren küçük çaplı ve belirli illerde bulunan şirketler tarafından kullanılmaya başlandı. Bu şirketler filolarını esnaf kuryelerle donatarak birden fazla işletme ve özel müşteriyle anlaşıp bu kuryelere iş akışı sağlıyorlardı. Tabi ki böyle bir talep büyük şehirlerin dışına çok çıkmadı. Nispeten küçük illerde bu şekilde çalışarak özel müşterilere ulaşmak, kişiye özel şehir içi kargo ve kurye hizmeti sağlamak için çok erkendi. Yıllar önce bunu düşünüp piyasa araştırması yapmış birisi olarak söylüyorum.

Pandemi öncesi artan ve pandemiyle birlikte değişen yaşam pratikleri ve tüketim alışkanlıkları, internet kullanımının artması, Covid-19 gibi insanların hareket alanını kısıtlayan global problemlerin ortaya çıkmasıyla dönüşen tüketim alışkanlıklarımız, internet üzerinden alış veriş yapma oranını giderek arttırdı. Böylelikle zamanında kısıtlı ve bölgesel çözümlerle perakende marketlerin belirli saat aralıklarında ve genellikle ertesi güne şeklinde sunduğu eve hizmet sistemleri hızla gelişti. Bu gelişime en hızlı uyum sağlaması gereken sektör tabi hizmet sektörüydü. Evlerinden çıkmayan insanlara hizmetin gitmesi gerekiyordu.

Aynı hızda büyüyen internet üzerinden alışveriş çılgınlığı yıllardır sektörde olan bir çok online mağazanın ülkenin her yerinde depolar açması gerekliliğini doğurdu. Klasik kargo firmaları bu şirketlerin kargo talebini karşılayamıyordu ve maliyeti yüksekti. Tüketicinin en büyük şikayeti geç gelen veya zarar görmüş siparişlerdi. Doğal olarak online alışveriş markaları bu açığı kapatmalıydı. Esnaf kargo sistemi böylece hayata geçti. Belli bir model ve üzeri ticari aracı olanlara ilanlar açıldı. Bu otomobiller “sipariş başı X lira” sistemiyle online mağazaların ülkedeki kargo ağına dahil edildi. Böylece artan talepten patlama noktasına gelen lojistik ağı tekrar toparlanmış oldu. Esnaf kuryenin ticari araçla yapılan bu versiyonu hakkında çok bilgim yok. Son duyduklarım özellikle Anadolu’da insanların işten çıkan olursa girelim diye sırada beklediği. Kişisel ticari aracıyla bağımsız bir şekilde sipariş dağıtmanın insanlar için en azından şu ana kadar cazip bir iş modeli olduğunu söyleyebiliriz. Aynı durumun motorlu kuryelere uyarlanması son 2-3 seneye dayanıyor, Anadolu için.

Geçtiğimiz 1,5 sene esnaf motorlu kuryeliğin tam anlamıyla altın başlangıç çağı diyebiliriz. Motorlu kuryelik mesleği şu an tam olarak bir dönüşümün içinde bulunuyor. Bu dönüşüm ne kadar sürer bunu kestiremiyorum. Ön görebildiğim tek şey, belki bir kaç sene belki beş sene sonra neredeyse hiç maaşlı SGK’lı bir işyerine bağlı çalışan kuryenin kalmayacağı veya esnaf motorlu kuryelerden çok daha az olacakları. Peki bu hale nasıl geldi sektör? Yıllardır zaten çok ağır şartlarda, tehlike altında, güvenlik önlemlerinden bir haber, tabir yerindeyse kelle koltukta çalışan motorlu kuryelik mesleği nasıl böyle bir evrim geçirdi?

Pandemiyle birlikte ortaya çıkan yasaklar ülkenin her yerinde büyük bir işsizlik sorunu yarattı. Zaten var olan ve git gide artan ekonomik çıkmaz, hiper enflasyon, geçim sıkıntısı, global bir tehlikeyle birleşince var olan işsizler ordusuna bir anda ve çok hızlı bir şekilde büyük bir yüzde dahil oldu. Bu insanların çoğu hizmet sektöründeydi. Pide ustası, garson, kantinci, aklınıza gelebilecek her alandan 19 yaşından 60 yaşına yurttaş bir anda işsiz kalmıştı. Bu yurttaşların büyük çoğunluğu çabuk bulabilecekleri bir mesleğe yöneldiler. Çünkü yükselen hemen bulunabilir meslek motorlu kuryelikti. Her işyeri gelen talebi elinde mevcut lojistik personeliyle karşılayamıyordu çünkü ortada ölümcül bir hastalık kol geziyordu. Böyle bir atmosferde tıpkı sağlık emekçileri gibi motorlu kuryeler de hasta olamazdı. Onların altın çağı başlıyordu. Yazılım temelli şirketler bu açığı görerek sektöre cesurca ve hızlı hamlelerle daldılar. Bir anda evimize dakikalar içerisinde tüm market ihtiyaçlarımız Getirilir olmuştu. Televizyon reklamları, Youtube reklamları derken önümüz arkamız malum online sipariş markaları oldu. Hiç internetten alışveriş yapmamış insanlar dahi merak ederek ve kampanyaların büyüsüne kapılarak yazılımları yüklediler. Bu yazılımlar özenle hazırlanmıştı. Kampanya ve indirim kelimelerine karşı koyamayan tüketen yığınları kapısına kadar kusursuz hizmet sloganıyla büyülüyordu. İnsanlar bu açığa deliler gibi saldırdılar. Hastalık riskli kalabalıklara girmektense yasakları delip ceza ödemektense, bir kaç dokunuşla kapısının dibine istediği geliyordu. Daha rahat bir alışveriş olabilir miydi?

Süratle yayılan online alışveriş kültürü bir anda insanları sardı ve tüketim toplumu bunu kişisel tüketim alışkanlıklarının bir parçası haline getirdi. Modern insanın konfor arayışı ve bu konforu karşılayan hizmetlere olan yoğun ilgisi şirketleri bile şaşırtmıştı. 2-3 senelik büyüme planlarıyla girdikleri sektörde neredeyse 6-7 ayda ilk hedeflerine ulaşmışlardı. Peki böylesine hızlı büyüyen bir sektöre personeli nasıl yetiştireceksin? Bu personel konfeksiyon işçisi veya tezgahtar değil. Motosikletin üzerinde her gün saatlerce trafiğin içerisinde boğuşarak, hava şartlarını her mevsim hissederek, onlarca siparişi adreslerine götürmesi gerekecek. Ve bunu hiç ara vermeden motivasyonunu kaybetmeden yapması gerekecek, like a machine. Maaşlı alınan kuryelerden oluşan bir filonun maliyeti devletin emekçiye ve işverene yüklediği ağır vergiler nedeniyle çok yüksek. Normalde asgari ücretli bir çalışandan devlet işçi kısmından aldığı payı dahi biraz azaltsa ülkedeki gelir eşitsizliğini bitirmese bile emin olun ay sonunu zor gören binlerce belki milyon insan biraz daha rahat nefes alırdı. Tabi bu temenniler birer fanteziden ibaret, şimdilik. Dünyanın, en ağır vergilerini ödeyen toplumlardan biriyiz ne de olsa.

Esnaf Kurye Sistemi Nedir

Esnaf kurye sistemi işte böyle post apokaliptik bir atmosferde ülkemizin üzerine bir ışık gibi doğdu. Esnaf motorlu kurye sistemi kısaca özetleyecek olursak, yazılım/perakende vb. lojistik dışı yanı ağır basan ve lojistik anlamında maliyetten kaçınan, kaçınmasa da bu alanda yetişmiş personeli ve insan gücü bulunmayan sermayelerin bunu taşeron şirketlere veya yine kendi bünyelerinden ayırdıkları aracı kurye şirketlerine yaptırması olayıdır. Böylece bu şirketler personeli olmayan ve tehlikeli olan bir meslek yapan bu insanların yıllık izniyle, haftalık 45 saat üzeri ekstra mesai ücretiyle, devlete ödenen sigorta masrafıyla, en önemlisi de olası bir kazada ölümcül durumlardaki hukuki prosedürlerle veya uzun süreli sakatlıkların getirdiği “devamsızlık” riskleriyle uğraşmıyorlar. Çünkü bireysel bir şirket kuran esnaf motorlu kuryenin aracı kurumla tek ilişkisi ticari bir alış-verişten ibaret. Şirket esnaf kuryeden hizmet talep ediyor, esnaf motorlu kurye de ona hizmet satıyor ve faturasını kesiyor. Buraya kadar görünürde çok bir yanlış yok? Evet riski tamamen siz yükleniyorsunuz, çünkü kendinize çalışıyorsunuz gibi bir durum var. Biraz iş kanununu okursanız ve şirketlerin esnaf kuryelere ödediği güncel ücretleri araştırırsanız aslında tam olarak bir “sömürü network”ü kurulduğunu fark edeceksiniz.

Neden sömürü diyorum onu da detaylıca açıklayacağım

Bunu ortaya koymak için öncelikle maaşlı bir kuryenin çalışma şartlarını net bir şekilde ortaya dökmemiz gerekir. Motorlu paket servis personeli, kurye meslek kodu dahi muhasebecilerin ve sgk nın envanterine gireli herhalde 6 sene olmamıştır. Bu meslek alanıyla ilgili bir tehlike seviyesi de henüz belirlenmiş değil. Özünde motorlu kuryelik, istatistiki olarak tüm Türkiye’de her ay en az 4-5 meslek çalışanının mesleğin getirdiği riskler nedeniyle öldüğünü düşünürsek(basına yansıyanlar) tehlikeli bir iş. Vefat edenler bir yana, bu mesleğin içerisinde her ay kazalar nedeniyle sakatlanan ve çalışamayacak hale gelen, ıskartaya çıkan insan sayısı ile ilgili maalesef bir istatistik bulamadım. Fakat emin olun çok çok yüksek. Bu detaylar şu açıdan önemli;

“Motorlu Kuryelik Asgari Ücrete Yapılacak Bir İş Değil, Hiç Olmadı”

Asgari ücret, devletin belirlediği ve sermayeye dayattığı ve yine sermayenin başındaki insanlarca toplanmış bir komisyonla belirlenen (absürt evet) bir taban maaştır. Yani devlet, “sen çalışanına en az şu kadar maaş verebilirsin bunun altı yasak demektedir. Hal böyle olunca riskli ve tehlikeli bir meslekte asgari ücret üzerinden maaş belirlenmesi kadar acı bir tablo yok. Bu şekilde öksüz bırakılmış bir çok meslek kolu var, devletin bu meslek kolları ile ilgili neden ciddi bir düzenleme yapmadığını ise bilmiyorum. Sanırım insan zayiatının belirli bir oranın üzerine çıkmasını bekliyorlar. Motorlu kuryelik ise bunların arasında en kimsesiz olanı. Neden diyeceksiniz, motorlu kuryelerin sayıları yüz binleri bulmasına rağmen gerçek anlamda toplanabilecekleri bir sendikaları yok, genellikle yerel, şehir bazlı dernekler belirli bir ücret ve mesai saati standardı üzerinde o bölgedeki esnafı ikna etmeye veya haklı bir baskı oluşturma çabasında. Fakat işsizliğin geldiği noktada insanlar canları ve çalışma şartları konusunda o kadar pervasız ve duyarsız ki bu çabalar genellikle büyük kitlelere ulaşamıyor. Motorlu Kuryelik, çalışan stereotipi ve çalışma şekilleri anlamında homojen bir meslek değil. Bir fabrikada yüzlerce dokumacı bir arada çalışır ve hemen her dokumacı hangi fabrika ne veriyor, hangi atölye de şartlar nasıl az çok bilir ve bu insanların iş kaynağı belirli bir bölgede toplanmıştır. Çalışma alanları birbirine çok benzer, kısa bir araştırmayla bir “dokumacı stereotipi elde edebilirsiniz. Motorlu kuryeler ise sektör gereği o kadar dağınık ve düzensiz ki. birbiriyle alakası olmayan çalışma saatleri ve ücretlerde çalıştırılırlar farkında dahi olmazlar. Bir bakarsın Sandra Bullock ve Johny Deep(Ben) var adamın ekibinde, öbür tarafa bakarsın Aksaraylı Ali Emmi boğazının gıcığını müşterinin önünde almakta. işte meslekteki bu kaos ve “yetkin” ve “düzenli” personel sıkıntısı büyük bir eksik. Başka meslek kollarını bilmiyorum ama herhalde motorlu kuryeler kadar kozmopolit bir insan yelpazesine sahip az meslek vardır. Ben bu yelpazeyi bir de Askerlik yaparken görmüştüm, ben harika bir insanmışım harika yetiştirilmişim diyerek tezkereyi alıp çıktım. Uyuşturucu bağımlısı, alkolik, hırsız, üniversite mezunu, inşaat ustası, çatı ustası, pide ustası, şirketi iflas etmiş beyaz türk, ebeveynlerine isyan etmiş ergenler, piyasaya binlerce lira borcu olanlar, türkçe iki paragraf yazamayanlar, eski köşe yazarları, aktivistler, emekli öğretmenler, emekli yöneticiler, yani aklınıza ne gelirse hepsinden görebilirsiniz. Böylesi bir kitleyi bir araya getirmek mümkün mü? Bu insanların %50 si geçici temporary kendisini bu işe atmış insanlar. Çalışma saatleri ve maaşlar hiç önemli değil, çünkü onun iki tekere veya mesleğe bir saygısı veya sempatisi yok, paraya ihtiyacı var ve en çabuk bu işi bulmuş, tıpkı mermer sektöründe iki ayda bir değişen departmanlar gibi, tıpkı sürekli reçmeci arayan tekstilci gibi. Tam bir üvey evlat meslek. Tehlikeli, riskli, stresli, ölümcül bir o kadar da köşeye atılmış ve önemsenmeyen ama hayatın içinde her dakika gördüğünüz evinize, dairenize giren, adresinizi bilen, insanlar topluluğu. Acı değil mi?

İş Kanunu Diyor ki

İşveren olarak, bir çalışana günde en fazla 11 saat, ayda en fazla 90-100 saat ve yılda en fazla 270 saat fazla mesai yaptırabilirsin. Bu saatlerin üzeri yasaktır diyor. Aynı kanun, haftalık 45 saati geçen çalışma süresinin üzeri “gece çalışmaları hariç” normal mesai saatinin 1,5 katı olarak ödenir diyor. Aynı zamanda iş kanununa göre vardiyalı çalışana “gece fazla mesai yazamazsın” diyor. Bazı sektörleri bunda hariç tutmuş fakat motorlu kuryeliğin dahil olduğu çoğu hizmet, perakende vb. sektörler bu yasağa dahil. Siz kurumsal bir şirkette, özellikle de reklamları TV’den düşmeyen bir firmada sigortalı personel kurye olduğunuzda bu şartları size sağlamak zorunda. Kaza yaptınız ki Türkiye gibi bir ülkenin trafiğinde bu mesleğin “fıtratında var” kaza yapmak. 3 ay yatmanız gerekti evde. 3 ay boyunca şirketinizin ve sizin ödediği SGK primleri sayesinde maaşınızı almaya devam edersiniz çünkü “iş kazası” yaptınız. İş kazası ödeneği alırsınız, şirketin size SGK da gösterdiği son yatan maaşınız ne ise (primler hariç) onu almaya devam edersiniz. 1 sene düzenli çalıştınız ve ailenizle tatil yapmak istiyorsunuz. Gidip plaja uzanıp karpuz kesmek istiyorsunuz, güneşin altında soğuk bira içip ayağınızı kumlara sokacaksınız. Soğuk biranın etkisiyle ve peynir gibi beyaz sırtınız bronzlaşsın diye uzanacaksınız, plajda süzülen güzel hanımlar kadrajdan geçerken çadırı kuracaksınız. Şirkete bir talep dilekçesi yazarsınız ve uygun görülen tarihlerde ilk sene için(!) 14+2 gün haftalık izinle birlikte 16 gün Antalya plajındasınız, bu sizin kanuni hak edişiniz yani hakkınız. 16 gün denizde kankanızla deve güreşi yaparken ve amele yanığı olmuş teninizle güzel bir kadınla göz göze gelmeye çalışırken maaşınızı da tıkır tıkır alacaksınız çünkü yıllık izindesiniz siz, 1 sene çalıştın hak ettin sen onu. Tüm yazdığım şartları sağlamadığı veya size hak ettiğiniz olanakları vermediği taktirde sizin “mahkemeye giderek hak talep etme” hakkınız bulunuyor bir çalışan olarak. Bu işletme bana fazla mesailerimi ödemedi! Bu işletme iznimi yapmama engel oldu! Bu işletme rapor aldığım halde beni çalıştırdı! Bu işletme Bana yeterli güvenlik ekipmanı vermedi sakat kaldım! diyebilirsiniz ve bunun peşine düşebilirsiniz. Ülkede işleyen bir adalet sistemi hukuk sistemi olduğu sürece ve iş kanunu değişmediği sürece sizi kanun korumakta. Sizin kocaman sermayelere, varlıklı esnaflara karşı tek başınıza arkanızda kanun olmadan yapacak hiç bir şeyiniz yok. Anca Vandalizm’e yönelirsiniz size zararı olur sizi mahveder.

Peki Esnaf kurye olduğunuzda durum nedir? Kısa ve net Yukarıda yazdığım hiç bir madde ne seni ne şirketi bağlamaz. O trafiğe her çıktığında olası bir kazada tek başınasın, her gün 15 saat geleceksin deseler “kanuna giderim” yapamazsın, tıpış tıpış çalışacaksın. Bu hafta çok yoğun izinleri iptal ediyorum deseler, tıpış tıpış evde yatacaksın. Bu hafta kampanya yok, işler düştü, size 4 er gün tatil veriyorum deseler uymak zorundasın. Hepsinden acısı, bunları sana söyleyenler siparişini attığın şirket dahi değil!? Senin siparişini götürdüğün şirketle anlaşmış aracı kurye şirketleri. Ve bu arkadaşlar senin aylık sipariş sayın ve mesainden her ay güzel paralar kazanıyorlar. Yani sen Belediyeye torpille giren gariban belediye işçisi gibi her ay belki yüzünü bile görmediğin insanlara para ödüyorsun kazancından. Taşeron sistemine alet oluyorsun. Üstüne vergi ödüyorsun, motosiklet kendininse tüm arızaları sana ait(anlaşmaya göre değişebilir). Kısacası iş kanununda sen patronsun ama gerçekte marabasın. Esnaf kurye sistemini popüler hale getiren malum markalar öyle bölgesel fiyat politikaları belirlemiş ki müthiş bir türk tipi kıvrak zeka örneği olur. Devletin genç nüfusa “ticarete atılsınlar hem vergi öderler ben kazanırım hem onlar iş ekonomisine işveren olarak dahil olurlar” diyerek uyguladığı bazı destekler var. Örneğin bireysel şirket kuran 29 yaş altı gençlerden 1 sene boyunca vergide indirim yapıyor ve bağ kur masraflarını karşılıyor. İşte bu desteği kendisine kar a çeviren kıvrak bir zekanın ürünü motosikletli esnaf kurye sistemi. Anlaştığınız aracı kuruma göre değişen bir ücret sistemi var esnaf motorlu kurye sisteminde. Bu ücretler bölgesel olarak(il il) çok farklılık gösteriyor. Örneğin istanbul gibi kuryenin alternatifinin bol olduğu bir ilde ücretler tabi daha yüksek. Fakat Anadoluya geldiğinizde, işsiz yığınların küçük esnafın köleliğe varan şartlarından koşarak bu şirketlere kaçtığını görüyorsunuz. yukarıda net bir şekilde anlattığım kurumsal sömürüye rağmen küçük esnafın (en azından büyük bir kısmının) motorlu kuryeye ücretlendirme konusunda oldukça “acımasız” ve “vurdumduymaz” davrandığını da eklemek gerek. Aslında, işsiz kuryeler ordusu bölgesel küçük sermaye zorbalığından kaçıp büyük sermayelerin kurumsal sömürüsüne alet olmayı tercih ediyor diyebiliriz. Fakat burada şunu fark etmiyorsunuz. Eğer esnaf motorlu kurye sistemi, günümüzdeki şartlarıyla devam eder ve bu rahatlık büyük küçük tüm sermaye sahiplerinin ilgisini çekerse, o zaman bir anda bütün piyasayı asgari ücrete hatta altına indirmiş olacaksınız. Bir kaç sene içerisinde “iyi iş bulamadığı için çalışamayan” yığınlardan “bedavaya hayatını tehlikeye atan yığınlara” dönüşeceksiniz. Hatta bu işin çığrından çıkarak vergisini ödemeyen uzun vadede kaçak çalışmaya yönelen bireysel şirket sahipleri yığınına dahi dönüşebilir Çünkü, ne kadar genç enerjik olursanız olun, ne kadar dayanıklı olursanız olun, Türkiye trafiğinde, vandalizmle ve magandayla yoğrulmuş bu asfaltlarda ;

Motorlu Kuryelik Günlük 12-16 Saat Yapılacak Bir İş Değil! Hayatınız Bu Kadar Ucuz Olmasın

Peki böyle olmak zorunda mı? Şirketler gerçekten, bireysel şirket açmış motorlu esnaf kuryelere adil çalışma saatleri sunan, mesleğin risklerini göz önünde bulunduran, tatmin edici paralar ödemeyemez mi? Bunun cevabı “evet” ödeyebilirler. Ama niye yapsınlar? sonuçta esnaf kurye sisteminde çalışan, günlük mesai saati önemli değil benim sosyal hayatım yok, 1 sene çalışıp para biriktirir çıkarım abi yeaaa! diyen ergen kardeşlerimin hevesleri ve ülkedeki işsizlik sayesinde şirketlerin kapısında hala kuyruklar var. Böyle bir ortamda neden maliyetini arttırsın ki sermaye? Adamın amacı her şeyden kar elde etmek. Hele hele Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerde emekçinin payından tasarruf en popüler kar kalemi. Hızla büyüyen bu sömürüye karşı dursanız aracı kurye şirketleri bu kadar mantar gibi artmazdı. Kurye filolarına ihtiyacı olan sermayelerin bu hizmet için ödediği paralar size aracı olan şirket sahiplerini ve çalışanlarını doyuruyor aynı zamanda size maaş bırakıyor. Paket başına şirketlerin bu aracı kurumlara bize filo kursun diye ödediği meblağları direkt olarak kuryeler alsaydı daha adil ve adaletli bir dönüşüme şahit olabilirdik. İnsanların hayatı bu kadar ucuz olmazdı ve şirketler esnaf kurye olsun veya olmasın “çalışanların sosyal hayatına” da saygı duymayı öğrenmiş olurdu. İlla ki aracılar olacak. Hiç bir büyük kurumsal şirket kendi işin başına geçmeyecekse ilan verip rastgele esnaf kurye toplayıp filo kurmayı göze almaz. Bir perakende markasının İK departmanı kurye alımında neleri değerlendireceği ile ilgili bir tecrübe sahibi mi? Hem müşteri kitlesiyle iç içe çalışacak hem de İnsan kalitesi bu kadar “kaotik” bir meslek kolu için riske girecek, bu işi prosedürüne göre yönetecek aracı bir kurye şirketine tabi ki ihtiyaç duyacaktır.

Peki Biz Ne Yapabiliriz ?

Bu paragraf kuryeliği bir şekilde meslek haline getirmiş, farkındalık sahibi arkadaşlarım için. Eğitim seviyesi yüksek, entelektüel, çok kıymetli insanla tanıştım bu mesleği yaparken. Çoğunun hikayesi aslında benzer “sömürüden ve egolardan arınmış” bir iş yapayım mücadelesi. Küçük ofislerin dedikoduları, maaşı ne zaman ödeyecek korkusu, mobing, taciz, sözlü hakaretlere maruz kalmayayım çabası derken kendilerini motosikletin üzerinde bulmuşlar. Korna sesleri, trafiğin tehlikesi ve yamalı asfaltın sarsıntısı, kapalı kapıların ardında çalışan, kişiliği oturmamış, empatiden yoksun insanlara dert anlatmaktan, yüz yüze gelmekten baskın gelmiş. İşte bu arkadaşlarıma önerim şu, sizler kendi ekiplerinizi kurun, yerel olarak çalışın, kurye ihtiyacı olan işletmeleri dolaşın, sipariş başına anlaşmalar yapın ama bunu yaparken “piyasayı düşünerek” yapın kurnaz tüccar gibi değil. Bakın, istanbul merkezli, anadolu da tek bir oda şubesi olmayan kurye firmaları il il kuryelerle iş yapıyorlar. Ortada böyle bir pazar var. Çünkü talep var ve artıyor. Sizler bu işlerin emekçileri, bir araya gelerek kazancınızdan sadece o da gerekirse “ofis ve vergi”yi düşerek adil bir kazanç sistemi planlayın, siz bu işin riskini yaşamış insanlar olarak işin başında işin aracısı olun. Bunun için büyük sermayelere gerek yok, iyi bir yazılımcıyla karşılaşırsanız kendi yerel yazılımınızı dahi yaptırabilirsiniz. Artık bu işler geçmişteki gibi zor değil. İlla İstanbul merkezli olmak zorunda değil. Kendinize güvenin, mesleğinize sahip çıkın ve emeğinizi “dönemli” “gelip geçici” motosiklet ve trafik ile ilgili doğru dürüst bilgisi olmayan insanlara yedirmeyin. Bu bir viraj, bir dönüm noktası. Önümüzdeki bir kaç yılda birlik oldunuz oldunuz, bir şekilde bu mesleği bir standarda oturttunuz oturttunuz. Sonra çoktan tren kaçmış olacak. Ülkeye, hayatın ucuz olduğu bir başka meslek dalı esnaf kurye sistemiyle eklenmiş olacak.

Konuyla ilgili her türlü sorularınızı ve önerilerinizi renebeydotcom@gmail.com dan bana ulaşarak paylaşabilirsiniz.

Kazasız ve stressiz günler !

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir cevap yazın